10. yüzyılın en özgün İslam filozoflarından biri olan Ebü'l-Hasan el-Âmirî, "Sonsuzluk Peşinde" başlığıyla özdeşleşen düşünce dünyasında, felsefe ile dinin (akıl ile vahyin) sentezini yapan ilk büyük sistem kurucularından biridir. Âmirî, Kindî'den sonra gelen ve Fârâbi ile çağdaş olan bir "İslam Bilgesi" (el-hakîmü'l-ilâhî) portresi çizer.
Onun düşünce dünyasını ve "sonsuzluk" arayışını şu temel sütunlar üzerinden anlayabiliriz:
1. Felsefe ve Dinin Uzlaştırılması (El-İ'lâm bi-menâkıbi'l-İslâm)
Âmirî'nin en büyük derdi, felsefi hakikatler ile dini hakikatlerin birbirine zıt olmadığını kanıtlamaktı. Ona göre:
• Akıl ve Nakil: Akıl, insana bahşedilen bir nurdur; ancak vahiyle aydınlanmadığında eksik kalır.
• İslam'ın Üstünlüğü: Diğer inanç sistemleri ve felsefi okullar arasında İslam'ın, hem akli hem de ahlaki açıdan en "kâmil" (yetkin) din olduğunu savunmuştur.
2. Nefis ve Ölümsüzlük: "Sonsuzluk" Arayışı
Âmirî'nin felsefesinde "sonsuzluk" (ebediyet), nefsin mahiyetiyle doğrudan ilişkilidir. El-Emed ale'l-ebed (Sonsuzluk Üzerine Süreklilik) adlı eserinde şu fikirleri işler:
• Ruhun Bekası: Ruh (nefis), bedenden önce vardır ve bedenden sonra da var olmaya devam edecektir. Ruhun asıl vatanı bu maddi alem değil, yüce alemdir.
• Saadet ve Şekavet: İnsanın bu dünyadaki bilgi ve ahlak seviyesi, ölümden sonraki "sonsuz" hayatının kalitesini belirler. Bilgi (irfan) ve erdem, ruhun kanatlarıdır.
3. Bilgi Kuramı ve Hakikat Katmanları
Âmirî, bilgiyi sadece mantıksal çıkarımlardan ibaret görmez:
• Hissî, Hayalî ve Aklî Bilgi: İnsan duyularla başlar, hayal gücüyle işler ve akılla (küllî) hakikate ulaşır.
• Peygamberlik (Nübüvvet): Sıradan insanların akıl yoluyla uzun sürede ulaştığı hakikatlere, peygamberlerin ilahi bir "vecd" veya "feyz" yoluyla anında ulaştığını savunur.
4. Siyasi ve Sosyal Görüşleri
Âmirî, sadece bir teorisyen değil, aynı zamanda toplumsal düzenle ilgilenen bir düşünürdür.
(Tanıtım Bülteninden)
10. yüzyılın en özgün İslam filozoflarından biri olan Ebü'l-Hasan el-Âmirî, "Sonsuzluk Peşinde" başlığıyla özdeşleşen düşünce dünyasında, felsefe ile dinin (akıl ile vahyin) sentezini yapan ilk büyük sistem kurucularından biridir. Âmirî, Kindî'den sonra gelen ve Fârâbi ile çağdaş olan bir "İslam Bilgesi" (el-hakîmü'l-ilâhî) portresi çizer.
Onun düşünce dünyasını ve "sonsuzluk" arayışını şu temel sütunlar üzerinden anlayabiliriz:
1. Felsefe ve Dinin Uzlaştırılması (El-İ'lâm bi-menâkıbi'l-İslâm)
Âmirî'nin en büyük derdi, felsefi hakikatler ile dini hakikatlerin birbirine zıt olmadığını kanıtlamaktı. Ona göre:
• Akıl ve Nakil: Akıl, insana bahşedilen bir nurdur; ancak vahiyle aydınlanmadığında eksik kalır.
• İslam'ın Üstünlüğü: Diğer inanç sistemleri ve felsefi okullar arasında İslam'ın, hem akli hem de ahlaki açıdan en "kâmil" (yetkin) din olduğunu savunmuştur.
2. Nefis ve Ölümsüzlük: "Sonsuzluk" Arayışı
Âmirî'nin felsefesinde "sonsuzluk" (ebediyet), nefsin mahiyetiyle doğrudan ilişkilidir. El-Emed ale'l-ebed (Sonsuzluk Üzerine Süreklilik) adlı eserinde şu fikirleri işler:
• Ruhun Bekası: Ruh (nefis), bedenden önce vardır ve bedenden sonra da var olmaya devam edecektir. Ruhun asıl vatanı bu maddi alem değil, yüce alemdir.
• Saadet ve Şekavet: İnsanın bu dünyadaki bilgi ve ahlak seviyesi, ölümden sonraki "sonsuz" hayatının kalitesini belirler. Bilgi (irfan) ve erdem, ruhun kanatlarıdır.
3. Bilgi Kuramı ve Hakikat Katmanları
Âmirî, bilgiyi sadece mantıksal çıkarımlardan ibaret görmez:
• Hissî, Hayalî ve Aklî Bilgi: İnsan duyularla başlar, hayal gücüyle işler ve akılla (küllî) hakikate ulaşır.
• Peygamberlik (Nübüvvet): Sıradan insanların akıl yoluyla uzun sürede ulaştığı hakikatlere, peygamberlerin ilahi bir "vecd" veya "feyz" yoluyla anında ulaştığını savunur.
4. Siyasi ve Sosyal Görüşleri
Âmirî, sadece bir teorisyen değil, aynı zamanda toplumsal düzenle ilgilenen bir düşünürdür.
(Tanıtım Bülteninden)
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 157,50 | 157,50 |